Tarih 29 Temmuz 2007, 21:19. Yazan hburak1985.
Etiket:
şiir beş çocuğum hikayesi
size bir hikaye anlatacağım
mekan;sokaklar
zaman;herhangi bir saat dakika yıl hafta...
kahramanlarım;beş çocuk/acılar ile dolu
bu hikayenin kötü kahramanı ise toplumdur
hadi size onları anlatayım şimdi
birinci çocuk;
en küçükleriydi
adı ahmet...
ben bu ahmeti
sattığı mendillerden bilirim
sizinde karşınıza çıkabilir her an
yüzü kirlidir ahmetin
hayat kirletmiştir temiz yüzünü
konuşmayı sevmezdi
gözlerinde acıların sıradağları
ellerinde yıpranmışlık vardır
esmerdi ahmet
yalnızdı koca bir dünyada yalnız
babasını tanımıyordu
hele annesine bir ömür hasret
sokaklarda kurmuştu hayatını
diğer beş kafadar ile beraber
adı ahmet idi
ben onu en son açlıktan kıvranırken gördüm
adı ahmet idi
konuşmayı sevmezdi/yaşamaya hasret
ikinci çocuk;
ahmetten bir yaş büyük kadir
bu mendilci değildir
ayakkabı boyar
bununsa ahmetinkine inat
altın sarısı saçları masmavi gözleri vardır
yüzünde yıpranmışlık vardı
bunun babası kaybolmuştu
annesinin adını dahi anmak istemezdi
çünkü o kötü yola düşmüştü
fazlasını zaten kadir de bilmezdi
ahmet ile tanışalı bir yıl olmuştu
mekanları aynıydı
yine sokaklar bazen de harap bir kulübe
arka sokakların iki masum garibiydi onlar
dünyadan bihaber
kirlenmiş tertemiz çocuk yanaklar
kadir ahmetin aksine
şen şakrak bir çocuktu
ama sahipsizlik onun da
zavallı dünyasını karartmıştı
ben bu çocuğu her zaman görürüm
gözleri gibi mavi göğe doğru
ıslık çalar gelecek güzel günlere doğru
sokakların zavallı yakışıklısı
üçüncü çocuk;
ilk ikisinden de büyük jilet hacı
on beş on altı yaşlarında
dalyan gibi bir çocuktu
asabiydi jilet hacı
kendini hırsızların şahı bilirdi
giremediği soyamadığı
yerin olamayacağına kalıbını basardı
öteki iki küçüğü korkutp paralarını almayı severdi
kendine göre kuralları vardı
babası hammaldı bunun
ayyaşın sarhoşun biriydi
bir gece evde kavga çıkmıştı
içki istiyordu içki yoktu
üstelik onu alacak paraları da yoktu
babasının annesini dövmesine dayanamamış
bir jiletle doğramıştı hacı onu
sonra annesiyle terkettiler evi
ama annesi de hacıya bir kazık attı
taksicinin biriyle kaçtı
hacı ortada kaldı
o da kapağı ahmetlerin yanına attı
attı ama mutsuz ve umutsuzdu
arabalardan teyp aşırıyor şimdi
büyük abileri buna gaspın da raconunu öğrettiler
onu şimdi istanbulda herhangi bir meydanda
herhangi bir yabancının cüzdanını aşırırken görebilirsiniz
dördüncü çocuk;
hacının kadirin ahmetin büyüğü
ıslahane görmüştü
ilginç bir hikayesi vardı bununda
hani bu bizim Türk filmlerinde gördüğümüz gibi
cami önünde gözlerini dünyaya açanlardan biriydi
adını esirgeme yurdunda verdiler;umut
büyüdü umut duygulu bir çocuktu
orhan abinin(gencebay) hayranıydı
birgün onu gibi olacağına inanırdı
olmadı ama olmadı
bunu bir aileye verdiler
evlatlık verildiği evden kaçtı umut
sokakların karanlık kucağına
ilk günleri haylazlıkla geçti
sonra kader bunun içinde işledi
ilk önce birini yaraladı
aldılar götürdüler bunu ıslahaneye
girdiği gibi çıktı ordan
kaldığı yerden devam etti sokaklara
abileri vardı umutun hacının abileri olduğu gibi
seni koruruz kollarız diyen abiler..
umut onlara özenirdi
onlar gibi olmak isterdi onlara takılırdı
kendini beşli grubun lideri sayardı
paralar bunda toplanırdı
orhan abinin hayranıydı demiştik
mekanları olan kulübeyi
onun resimleri ile donatmıştı umut
gelecek zor günlere inat
adı umuttu ama o umutsuzdu
kıskanırdı insanların mutluluğunu
onlara acı çektirmekten hoşlanırdı
çünkü o mutsuzdu umutsuzdu umut
beşinci çocuk;
salih arap salihti namı
beş kafadarın en büyüğü idi
hem de en sakinleri idi
yaşına inat çocuk gibiydi
kara yağız bir garibandı
sessizdi demiştik
acıklı bir hikayesi de vardı
işçi olan babasını vurmuşlardı
annesi kahrından ölmüştü
ardında beş çocuk bırakarak
ama salih onları şimdi sokata görse tanımaz
salihte tiner mereti vardı
o mereti almayınca
yerinde duramazdı
harabe mekanın duvarlarını yumruklardı
bir de aşıktı bu salih
kızı bunu vermemişler
o da restini çekmiş ceketini almış çıkmış
atmış kendini sokakların karanlık koynuna
şimdi bir köşede kader diye alnına çizilmiş
hayatı sürüyor sefil baykuşlar gibi
ben onları bu halleriyle gördüm
belki onlar yani;
ahmet kadir umut
jilet hacı ve tinerci arap salih
şimdi aynı sefaletin içindeler belki de öldüler
bu hikayenin kötü kahramanı toplum ise
köşesinden bu sefillere bakıyor...
Tarih 29 Temmuz 2007, 21:17. Yazan hburak1985.
Etiket:
şiir kendine iyi bak
“Kendine iyi bak” bir veda degil elveda cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde...
"Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim. Olamayacagim. Istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
"Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum."
"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine Iyi Bak” gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar…"
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine Iyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin… Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler.
Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kirildim ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler.
"Kendine iyi bak" bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.
Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak, aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi? Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?……….
Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine Iyi Bak.
"Kendine iyi bak" derler, kursunu kafana sikip giderler... ...
Tarih 28 Temmuz 2007, 12:35. Yazan hburak1985.
Etiket:
şiir ümit yaşar oğuzcan
Bana Bir Şarkı Söyle
Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle
Tarih 04 Mart 2007, 04:53. Yazan hburak1985.
Etiket:
şiir zehra çetinkaya
Akşama doğru yağmur başladı. Şu an hala devam ediyor ve daha baya devam edecek gibi görünüyor. Söylemiştim ya, yağmuru çok severim. Altında yürümeyi, bir köşeye çekilip doğada nasıl bir egemenlik kurduğunu izlemeyi... En çok sevdiğim yönü de; hani. O sağanak yağarken altında dolaşırsın, ıslanır, sırılsıklam olursun ve o ıslaklığı vücudunun her yerinde, iliklerinde, ta kalbinde hissedersin ya... (bilmem hisseder misin)
Yahut -özellikle bahar aylarında- yağar ya çiseleyerekten. O zaman yeşermekte olan kırlarda koşarsın ya çiseleyen yağmur altında delirmişçesine, ya da, güzün yine çiseleyen yağmur altında sen, bu kez ayaklarının altında gümüş rengi yapraklar...
Koşarsın; nefesin kesilir, kalbin yerinden fırlayacakmışçasına çarpar, bir yandan da yüzünü o güzelim yağmur damlaları okşar.
Her haliyle güzel yağmur, her şekilde... Doğadaki bütün varlıklara hayat verir bana da ekstradan hüzün verir, içime bir durgunluk getirir. Oysa ben yine çok severim yağmuru.
Ama bu sefer sadece seyrediyorum yağışını, aramıza sınır koydum pencereyi. Bir denedim yine de altında ıslanmayı. Üşüdüm. Yapamadım. Kendim için değil ha sırf 'BENDEKİ SEN’İ üşütmemek için. Ben de söndürdüm ışıkları, açtım perdeyi seyrediyorum, damlaların toprağa olan aşkını, kavuşmak uğruna verilen uğraşları... Ve görüyorum ki adeta birbirleriyle yarış içerisindeler ''önce ben kavuşacağım'' dermişçesine. (oysaki kavuşanların hepsi yok oluyor)
cama bakıyorum damlalar işgalinde. Senin aksin beliriyor gözümün önünde. Kalbime bir şey saplanıyor birden, sonra hemen gülümsüyorum. Ardından hoş bir koku kaplıyor odamı. Tuhaf ama kokunu hiç bilmememe rağmen, sanki sen kokuyorsun, sen doluyorsun içime...
Sokak lambasının önüne bakıyorum. Öyle hızlı geçiyorlar, öyle güzel görünüyorlar ki... Dalıp gidiyorum hülyalara, yine sen! Geliyorum kendime yine aksin gözümün önünde, yine bir acı kalbimde, hemen ardından bir gülümseme daha yüzümde. Ah ah diyorum keşke şimdi yanımda olsa. Bu sefer soğuk yağan yağmur altında beni yalnız bırakmasa da cesaret edip şimdi orda yürüyebilsem -sokak lambasının önünde yağmurun altında- yüreğiyle beni ısıtsa. Ne olur bir kerecik gözlerimin içine baksa, o zaman görebilir mi ki bu yüreğin halini...
İç çekiyorum, hayal ediyorum ve sadece bunlarla yetiniyorum. Sonra üşüyorum. Mektubun geliyor aklıma -üşüten havalarda yalnız olmasan bile öyle hissedişin- birden ben de bu hisse kapılıyorum ama kısa bir süre çünkü o an sol üst köşedeki diyor ki:''O BURDA, BENDE, YANI HER ZAMAN YANINDA.''
Ardından mutlu oluyorum zira ben de SEVİYORUM, ben de AŞIĞIM hem de gerçekten her şeyin en iyisini HAKEDENE... İçim acıyor birden 'ah' diyorum. Ya benim sevgim ona layık değilse, ya o daha iyilerine layıksa,
Sonra beni sevememe ihtimalin geliyor aklıma ve bir kez daha içim acıyor. Bir gün sen de benim kadar çok bir başkasını seveceksin biliyorum, bu geliyor. Ağlamaklı oluyorum, çok çok üşüyorum ve gözlerimden ılık yaşlar akıyor, dışarıda yağan yağmur damlaları kadar mağrur, onlar kadar masum ve inan, bu seferkiler onlar kadar asil! Boş yere akmadıkları için SEVDAM uğruna oldukları için...
Tarih 04 Mart 2007, 04:53. Yazan hburak1985.
Etiket:
şiir